www.Bigoo.ws
www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws

ŞEKERCİKLERİM

20/4/2006 - EVLİLİK ÜZERİNE...

Evlilik Üzerine…………
Evlilik nedir diye sorsanız sokaktaki insanlara eminim çok değişik ve çok ilğinç cevaplar alırsınız.

 Size sorsalar birileri ne cevap verirsiniz hiç düşündünüz mü?.  Ben hiç düşünmeden evliliği” bir ağaca yapılan aşıdır” diye tarif ederim.
Nasılmı?
          Bir ağaç düşünün meyve ağacı veya normal meyvesiz bir ağaç. Hiç fark etmez.

 Bu ağaca başka bir ağacın  filizinden bir parça alıp  bu ağacın filiz kısmına aşı yaparsanız  hatta;

aşıyı meyvesiz bir  ağaca meyve ağacının

 filiziyle yaptıysanız 

bu filiz yapılan ağacın gövdesinde ve o ağacın köklerinden beslenip onun  kanından canından bir parça

 olarak  yeşerecek dallanıp,  çiçek açarak  meyve vermeye başlayacak bir müddet sonra 

 bir bakacaksınız ki  aşı yaptığınız ağacın  aynı gövde üzerinde iki ayrı dalı var.

Eğer isterseniz öyle bırakır isterseniz kendinize göre meyve vermeyen   kısımlarını  kesip tümden meyve ağacına dönüştürebilirsiniz
Evlilikte öyle değimlidir; 

 hayat ağacımıza   daha  önceden  tanımadığınız bir filizi getirip evlilik aşısıyla aşı yapmıyor muyuz.

Aşı  tuttuğunda bir müddet sonra bakıyorsunuz ki  yaptığınız aşı gövdenizden pir parça olmuş,

 aynı köklerle beslenerek aynı acıı ve tatlıyı tatmaya başlamıyor muyuz. 

Hatta  bu öyle bir aşı oluyor ki;  senin  fideni yetiştiren  ailenin önüne geçiyor. 

Öyle değimli? Eşler  aralarında paylaştıklarını 

 ne kadarını anne ve  babası ile veya  kardeşleri ile  paylaşıyor? 

 Tabi bu paylaşım   yapılan aşının  yapıldığı daldaki uyuma bağlı.

Aşı yapıldığında  yapılan filiz  yeni yerini sevmez, yapılan dalda yeni filizi  sevmez ve kabullenmezse  kısaca  mecburiyetten o gövdenin bir parçası olmuşlarsa  ona diyeceğim bir şey  yok…….
Evlilikte de  eşler bir müddet sonra   aşı yapılan ağacın meyve vermeyen  dallarını kesip,

ağacı meyve ağacına dönüştürülmesinde olduğu gibi   kendince; eşinin meyve vermeyen

 dallarını kesip  kendi istediği bir şekle sokmaya çalışmıyormu ?……
Ağaca yapılan aşının tutmaması veye tuttuğu halde bir süre sonra kesilip atılması gibide 

  bazen evlilik aşısıda tutmuyor,

veya tuttuğu halde  bir zaman sonra aşılı yer ile filizin  memnuniyetsizliğinden dolayı o

  bin bir zahmetle yetiştirilen dal  kesiliyor.

 Amaaaaa 

kesilen yerdeki  şehre yi hiçbir zaman silemeden……

10 YorumYorum yaz!Bağlantı

9/4/2006 - BULUT VE YILDIZ

Bir zamanlar gökyüzünde birbirlerini gerçekten çok seven bir bulutla yıldız varmış...Bulut bulut gökyüzünün en şeker, en pembe bulutu, yıldızsa; en parlak, umudu en çok yansıtan yıldızıymış...

Gökyüzündeki her varlık onların sevgisi kıskanırmış. Tatlu bir kıskkançlıkmış tabii ki onların ki... Ama biri varmış ki, bulut ve yıldızın ayrılmalarını yürekten istiyormuş. Hem de yıldızın en yakın arkadaşı olmasına rağmen...

Bulut biraz safmış, kimseyi kıramazmış... Yıldızsa 'bulut' u için elinden gelen herşeyi yapabilir, herkese meydan okuyabilirmiş... Zaten onun için bir bulutu bir de çok sevdiği dostu peri varmış... Nereden bilebilirdi ki, perinin bir gün bunların hepsini yıldızla bulutun ayrılmaları için kullanacağını?...

Bir gün nazar değmiş, buluyla yıldıza... Hiç yoktan bir sebepten tartışmışlar. Bulut, çekip gitmiş, hatalı olmasına rağmen...Yıldızsa "Nasılsa bulutum beni seviyor, dönecektir." diye düşünmüş. Fakat hiç bir şey beklediği gibi gitmemiş. Ve bulut dönmemiş...Kim bilir, belki de cesaret edememiştir dönmeye bilinmez. Ama tek bir gerçek vardı ki : O da ikisinin de çok üzgün olduklarıydı...

Gökyüzündeki iyilik mekekleri bile ağlamışlar onların durumlarına ama ne fayda...

Ertesi gün yıldız olanları en yakın dostu periye anlatmış. Periyse göstermelik bir hüzne bürünmüş... Çünkü eline büyük bir fırsat geçmişti. Artık hayatı boyunca kıskandığı kişiye karşı kozları vardı elinde... O kişi, en yakın dostu yıldız olmasına rağmen kullanacaktı kozlarını... Hem de büyük bir zevkle...

Bulutun yanına gitti ve yıldızın artık onu sevmediğini söyledi. Bulutsa üzüldü, boynunu bıraktı, ama elinden hiç bir şey gelmeyeceğini düşündü... Çünkü yıldız inatçıydı...Bir kere olmaz dediyse, bir daha olur demezdi. Peri de bulutun bu üzgün durumundan yararlanıp, ona olan sevgisini itiraf etti... Bulut da kimseyi kıramadığı için perinin, yıldızın yerine geçmesine izin verdi...

Yıldız, günlerce bulutun dönmesini, ondan af dilemesini bekledi. Ama bulut gelmedi. Bir gün yıldız, bulutun yanına gidip, konuşmaya karar verdi. Gece yola çıktı...

Bulut, dostu, sandığı periyle birlikte ayda eleleydi... Melekler dayanamayıp, tüm olan biteni anlattılar yıldıza... Yıldız, çok üzüldü ve çaresiz döndü arkasına ve gitti... Ve yavaş yavaş sönmeye başladı.

O günden sonra yıldız söndü, ışık veremez oldu... Bulutsa artık ne o kadar pembe, ne de o kadar kadifeydi...

Yıldız, ilk zamanlar her şeyden vazgeçti, hayata küstü... Ama kolay pes etmedi...Kısa bir süre sonra hayatıyla ilgili o önemli kararı verdi...

O güne kadar hiç görmediği güneşin yanına gidecekti ve biraz daha ışık isteyecekti ondan... Çok geçmeden daha önce hiç görmediği güneşin yanına gitti... Ondan yansıtması için biraz daha ışık istedi... Güneş ışık yerine sevgisini verdi yıldıza...

O gün bu gündür yıldız, dünyaya güneşin sevgisini yansıtır... Bulutsa; hep gözyaşlarını akıtır dünyaya... Bir de yüreğinde kopan fırtınaları...

 

7 YorumYorum yaz!Bağlantı

9/3/2006 - Valla Keseecamm

Valla Kesecamm
Köyün delisi minarenin tepesine çıkmış. Tüm millet bir araya gelsede bunu aşağı indirememişler. -Lo, sana iyi bir yemek yaparız... -I-ıh, diye baş sallamış deli. -Seni gezmeye götürürüz. Hadi in aşağı! -I-ıh... -Sana tatlılar yaparız! -I-ıh... Bakmışlar olacak gibi değil, içlerinden biri: -Delinin halinden deli ve dilinden de o anlar, demiş. Şu yan köyün de bir delisi var. Gidip hele onu getirelim. Dedikleri gibi olmuş. Varıp diğer köyün delisini getirmişler ve minaredekini göstermişler. Ne yap et, onu aşağı indir demişler. Komşu deli şöyle bir yukarı bakmış ve: -ÖMER, diye bağırmış. Tepede ki kendine bakınca, ULA TANIDIN MI BENİ? diye sormuş. Onun hı-hı dediğini duyunca cebinden ufak bir çakı çıkarıp bunu ona göstermiş. ULA GÖRİMİSEN BUNU? -Hı-hı... -NEDİR LEN BU ELİMDE Kİ? -Bıçak. -ULA İNECEKHSAN İN AŞAĞI, YOKSA VALLA MİNAREYİ KESECAAAM -Tamam, tamam. Kesme sakın... hemen iniyom.
11 YorumYorum yaz!Bağlantı

8/3/2006 - BİRAZDA GÜLELİM

3 YorumYorum yaz!Bağlantı

23/2/2006 - ALINTI

Toprak Benizli Mektuplar -1- (Bahar Geliyor)

Sen gittin ya... yoksun ya... bittim ben... ve bıktım bunları kendime tekrar, tekrar söylemekten. bıktım... bıktım hergün seni yeni baştan, en baştan özlemekten. bıktım seni hergün en baştan yaşamaktan, sevmekten... offf!...

Sen ölüm uykusunda, günah bedelleri ile sevap ödülleri arısında gidip gelirken, bana yeryüzündeki sahte cennetler bile cehennem oldu. Senden sonra,senden arda kalan acılara kol kanat germek düştü bana hep, bu çaba büktü bileğimi, boynumu yoruldum! Hem öyle ki, kaçmak kurtulmak gibi seçeneklerin bile sunulmadığı, sunulsa bile bence kabul görmediği , tanrının yüreğime buyurduğu YENIDEN SEV emrine dahi asi gelecek kadar seninle senin gittiğin yere gittim ben. Yeniden sevdalanmak varsa eğer bunun bendeki tanımı yine, yeni baştan, en baştan sana sevdalanmak oldu. Hayalimdeki yürüşüne, hayalimdeki gülüşüne, hayalimdeki sözlerine, kısaca anılardaki SANA vuruldum yeniden. Senden daha mı az acı çekiyorum dersin?! Görsen halimi, zebani eteklerine kapanıp kul-köle olmaya razı gelirdin. Gittiğin yerden bi haberim ancak, inançlarım gereği bildiklerimce söylüyorum; yer yüzünde bir cehennem var ki işte o benim yüreğim... ahhh kimse bilmez ne ateşlerle, ne yangınlarla kül olduğumu ve küllerimin ne fırtınalarda savrulduğunu kimsecikler bilmez sevdiğim.

Gurbet gelinleri gibi, özlem yetiştirip, hasret suladım saksılarda. Çiçeklerimi çaresizlik çürüttü nereden bileceksin? Durduk yerde kahır da üretmiyorum kendime kendimce inan, kahır ezeli yoldaşım... Belki diyorum; buğulu pencerelerin soğuk köşelerine anlamsızlığını! resmedebilseydim eğer, bir tesellim olurdu sensizliğime dair ve belki de , anlamsızlığına! inandırabilseydim kendimi çoktan eski bir bahar gülümseyecekti pencerelerden yüreğime. Ama ben, sana olan sevdam ile anlam kazandım. Mutlu olmak adına, anlamsız yaşamaktan korkarım. Bu yüzden parmaklarımın izi kalmıyor buğulu camlarda, ne iyi...

Ne şimdi nede bundan önce yazdıklarım, yaşadıklarımın kırıntısı bile değilken... ifade zorluğu yüzünden aktaramadıklarımı içime atıp, yüreğimde kanserleşmesini ve sebebim olmasını bekliyorken, ben bile acılarımı yüreğimde çözümleyemiyorken, toprak bedenli bir sevgili nasıl anlayabilir ki neler yaşamak zorunda kaldığımı, ne acılara katlandığımı ve artık katlanılamaz ne acılar içinde cüzzam azaplarla kıvrandığımı... Gözlerimi kucağımda biriken gözyaşlarımda bıraktım, bıktım ağlamaktan! Ağlamak da huzur vermiyor artık, kahretsin!...

Annem üzüldüğümü anlamasın... ona da birşey olmasın...ölüm onu da elimden koparıp almasın diye
dudaklarımda söylenmemiş bozlaklarla ağıtlar yaktım kendime kendimce, sessizce... kimse duymadı... annem bile... sen bile... ben bile... hiç kimse... Ve hiç kimseyi sevmiyorum artık inan, HİÇ KİM-SE-Yİ! Sevdikçe ölenlerden bıktım! öldükçe seviyorum ölenleri, ölümüne...

Dahası var mı?! ... Cam kırıkları üzerinde yürüyorum ölü sevgili. ayaklarım vızır vızır kan revan... acı yok... incecik bir çizgi yaşam, boşluğunda sen... ip cambazları gibi düşmeme çabasında da değilim inan, düşüşüm kurtuluşuma sebep olur umudu ile, hani bir rüzgar esse de, dengemi yitirip düşsem senin olduğun yere... umut işte... anlıyor musun? Kendimi atsam! atamam! bahane değil, bahane gibi görünen, gönülde bir RAB korkusu ki, sorma gitsin. Ölümü bilerek tercih etmiş olmanın cezasından çok, ayrı yerlerde cezalandırılmak belkide korkum bilmiyorum... Yoksa çoktan yanında olurdum, kimbilir belki de yanıbaşında... her soluk alışta "Bu son mudur acaba?" diye beklemezdim böyle. Her an ardım sıra dolaşan belalı hayalin yüzünden, deliliğimi kimse farketmesin diye verdiğim yorucu mücadeleler de biter, giderdi. Bu sırrı da saklamaktan yoruldum artık biliyor musun? Deliliğimi söylenmez sırlar katogorisinde, gönlümün kutsal emanetler köşesinde korumaktan bıktım!. Söylesem deli sanılmaktan değil, deli muamelesi görmenin ağırlığından korkarım. Uğraşamam şimdi milletin ne "dedi"si ile,ne *diyecek"i ile...

Kısacası sevdiğim; "ne alaka!" deme sakın...
CEM'reler düştü toprağa, BAHAR geliyor!

8 YorumYorum yaz!Bağlantı

<- Son Sayfa • Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

BLOGUMA HOŞGELDİNİİİİZ

canlarım arkadaşlarım sizleri çok ama çok seviyorum ,mutluyum sizler kadar tatlı arkadaşlarım varrr

ONLİNE ZİYARETCİM VAR

Free Counters

Links

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
e-posta

Arkadaşlarım

tuense
acar6
stnacar
adfun11
anesa
esmuker
tuva
brcdesign
cadikazani38
sem
cevdetbaba91
pembepatikler
konjenital
superisi73
bassak
anesa1
duha
kartopum
remes
serbestxp
karamelek38
yakirah
zeuz
zebebu
yust
eyust
NaTuRaList
tulayMERT
dileks
batikentten
sudemm
freemen2005
Ozdemir
raciegi
Sedat05x
yust1
cenan
archobi
yasemen05
yunusegi
elif83
86merve